|
KROMOZOMLAR VE EMBRİYOLAR Kadının yaşı ilerledikçe gebe kalma şansı azalmaktadır. Bunun nedeni yumurtalar hala vücutta olmasına rağmen içlerindeki kromozomlarda oluşan anormalliklerdir. Bu anormallikler 35 yaştan sonra daha sık görülmektedir. Bugünkü bilgi ve teknoloji ile bu bozulmayı değiştirmek ya da düzeltmek mümkün değildir. Anormal kromozoma sahip yumurtalar döllenebilmektedir; ancak, transferden sonra gebelik oluşturma olasılıkları düşüktür. Mikroskop altında yumurta ya da embriyoların incelenmesi onların genetik yapısı hakkında bilgi vermez. Kromozomlara ait bozukluklardan en sık görüleni nöploidi denen durumdur. Bu durumda kromozomlardan ya bir tanesi eksik, ya da fazladır. Yumurta döllendikten 2 gün sonra içindeki hücrelerden bir tanesi alınarak genetik test yapılabilir. Buna embriyo biopsisi denir ve embriyonun gelişimini etkilemez. Böylece, sağlıklı olmayan embriyolar ayrılarak sadece sağlıklı olanlar transfer edilebilir. Özellikle Down sendromu (mongolizm) olmak üzere birçok kromozom kaynaklı sorunu olan bebeklerden kaçınılmış olur. Ayrıca anormal kromozomlu bebeklerden kaynaklanan düşük ve ölü doğum riskleri de azaltılır. KROMOZOMAL ANÖPLOİDİ Embriyo, fetus, yenidoğan ya da erişkin olsun vücuttaki her hücre 23 anneden, 23 babadan gelen 46 adet kromozom içerir. İlk 22 çifti numaralarla ifade edilir. 23ncü çift cinsiyeti belirleyen kromozomlardır. Her yumurta bir X kromozomu içerir. Sperm X ya da Y kromozomu içerebilir. Sperm X kromozomu getirirse embriyoda XX olur ve cinsiyeti dişi olur; sperm Y kromozomu getirirse embriyo XY olur ve cinsiyeti erkek olur. Yani, doğacak bebeğin cinsiyetini belirleyen erkektir. Bazen, embriyolarda fazladan bir kromozom ya da eksik bir kromozom olur; buna anöploidi denir. Çoğu kez, embriyo bölünmez ya da bölünmesi birkaç gün sonra durur veya implante olsa bile gelişmesi durur. Ancak, 13, 18, 21, X veya Y kromozomlarının bir fazla olduğu durumlarda gebelik oluşur, ilerler ve canlı ancak anormal bebek doğar. Bunlar arasında en sık görüleni 21nci kromozomun 3 tane olduğu durumlardır (trizomi 21, Down sendromu, mongolizm). Sık görülen diğer anöploidiler Turner sendromu (bir X eksik), Klinefelter sendromu ( bir X fazla XXY), Patau sendromu ( üç tane 13 nolu kromozom, trizomi 13), Edwards sendromu ( üç tane 18 nolu kromozom, trizomi 18). Fazladan bir kromozomu olan çocuklarda genellikle ciddi dış görünüş bozuklukları ile birlikte zeka geriliği ve yaşam süresinin kısalığı vardır. Bahsettiğimiz bu kromozomların dışında kalan kromozomlar etkilenmişse gebelik oluşsa bile hemen her zaman düşükle sonuçlanır. Bunlar arasında en sık görüleni ise 16 nolu kromozomun etkilendiği durumdur. ANÖPLOİDİ RİSKİ Yenidoğan bebeklerde anöploidi sıklığı oldukça azdır, çünkü anormal gebelikler çoğunlukla düşükle sonuçlanmıştır. Ancak, IVF'ten hemen sonra oluşan embriyolarda 35-39 yaş arası kadınlarda %17, 4o yaş üstü kadınlarda ise %40'tır. Bu embriyolar transfer edilecek olursa gebelik oluşmayacaktır. Kırk yaş üstü kadınlarda doğal ya da yardımlı olarak gebelik oranının neden düşük olduğu böylece izah edilmiştir. 35 yaş üstü kadınlar gebe kalsalar bile %30 düşük yaparlar. 30 yaş altındaki kadınlarda anöploidi gibi kromozomal sorunları olan bebek doğurma riski 1/1000, 30-35 arası kadınlarda 1/350, 35-40 arasında 1/100, 40 yaş üzerinde ise 1/25 olarak hesaplanmıştır. PGT'ın amacı transfer için normal embriyoları seçerek daha fazla gebelik, daha az düşük ve daha az anormal bebek doğumunu sağlamaktır. YUMURTA VE EMBRİYODA GENETİK TEST Yumurta gelişim sırasında iki küçük parça üretir, bunlara birinci ve ikinci polar cisim denir. Bu cisimlerin genetik içeriği bize yumurtanın genetik içeriği hakkında indirek fikir verir. Polar cisimlerin incelenmesine prekonsepsiyonel genetik test denir. Embriyodan blastomer alınarak yapılan incelemeye ise preimplantasyon genetik test denir. Her iki test de biyopsi işlemi ve alınan materyalin laboratuvar incelenmesi açılarından benzerdir. Yumurta ya da embriyoyu çevreleyen kabuk (zona pellusida) çeşitli yöntemlerle (mekanik, asit ya da lazerle) açılarak polar cisimler ya da blastomer dışarıya alınır. Biyopsi yapılan yumurta ya da enbriyo inkübatöre geri konarak alınan materyal incelenmek üzere laboratuvara alınır. İnceleme sonucu aynı gün alınır. Alınan materyal floresan in situ hibridizasyon (FISH) denen bir yöntemle incelenir. Kromozomlara bağlanan çeşitli renklerdeki reaktiflerden (prob) oluşur. Bu renkler özel mikroskoplarla incelenerek kromozomların varlığı ve sayısı hakkında fikir elde edilir. Kullanılan bu problar genellikle 13, 16, 18, 21, X ve Y kromozomlarını boyamak ve incelemek üzere hazırlanmıştır. Genetik test yapılan hücreler bir cam üzerinde tespit edildiği için artık embriyota geri koymak ya da bir başka amaçla kullanmak olasılığı yoktur. TESTLER NE KADAR GÜVENİLİRDİR? 1. Embriyo ya da polar cisim biopsisi çok ince ve hassas bir işlemdir. Dışarı alınan parça (polar cisim ya da blastomer) bazen işleme bağlı olarak hasr görse bile, embriyonun kendisinin bu işlemden zarar görmesi oldukça nadir bir durumdur. 2. Testler bazen anormal sonuç verebilir ya da hiç sonuç vermeyebilir. Bu iki durum %10 sıklıkla görülür. 3. Test edilen hücre bütün embriyoyu temsil etmektedir. Embriyonun bütün hücrelerinin aynı olduğu kabul edilerek tek bir blastomerin sağlam olması tüm embriyonun da sağlam olması demektir. Ancak bazen embriyonun hücreleri arasında kromozom sayı farkı olabilir. Bu durum 2. maddede belirtilen %10'luk hata payına katkıda bulunur. Başka deyişle, testler %90 oranında güvenilirdir. PGT'NİN AVANTAJLARI 1. Anormal bebek ve buna bağlı gebelik sonlandırılmalarının azaltılması : 35-39 yaş arasındaki kadınların anöploidili bebek doğurma oranı %1, 40-45 yaş arasında ise %3'tür. PGT bu olguların %90'ını birkaç saat içinde ortaya çıkarmaktadır. Bir başka deyişle anormal bebek oranını %90 azaltmaktadır. Kalan küçük orandaki anormalliklerin saptanabilmesi için prenatal tanı testleri de (örneğin amniosentez) yapılmalıdır. 2. IVF ile daha fazla gebelik : Kadın yaşı arttıkça IVF ile gebelik oranı dramatik olarak azalmaktadır. En iyi IVF merkezlerinde bile 20-33 yaş arası kadınlarda %28 olan transfer edilen her bir embriyo başına gebelik, 39 yaşından sonra %9'a düşmektedir. Bu düşüşün ana nedeninin embriyolarda anöploidi artışı olduğu bilinmektedir. PGT yaparak anormal embriyolar ekarte edildiğinde gebelik oranı belirgin derecede artacaktır. 3. Düşük oranında azalma : 35 yaş üzerindeki gebelerin %35 düşük yapar. Bu düşüklerin yaklaşık %50'si anöploidiye bağlıdır. PGT yapılarak sadece normal embriyolar transfer edilirse doğan bebek oranı da artacaktır. PGT'NİN RİSKLERİ 1. Embriyo biopsisinin riski : Biopsi yapılırken embriyoya zarar verme riski çok düşüktür (%0,3). 2. Embriyodan bir hücre alınmasının zararı : Doğacak bebeğin hiçbir parçası biopsi nedeniyle eksik olmayacaktır. Embriyo hücreleri çok potansiyeli olan tipdedir ve bir tanesi bile bütün bir canlının her organını yapacak kapasitededir (totipotent). Benzeri bir durum embriyo dondurma ve çözme durumunda da ortaya çıkmaktadır. Donmuş embriyo çözüldüğünde bazı hücrelerin yaşamadığının görülmesine rağmen bu embriyolar transfer edilip sağlıklı bebekler doğabilmektedir. 3. Hatalı sonuç : %10 olguda hatalı sonuç çıkabilmektedir. Sağlam olmayan bir embriyoya hatalı olarak sağlam denebilir ve transfer sonucu anormal bir bebek oluşabilir; bu durum prenatal tanı testlerinin yapılmasıyla doğumdan önce saptanıp gebelik sonlandırılabilir. Öte yandan, sağlam bir embriyoya hatalı olarak anormal denirse bu embriyo transfer edilmez ve oluşabilecek sağlıklı bir bebek yitirilmiş olur. Asıl kayıp da bizce bu durumdur.
|