ankara tüp bebek

Özel Ankara Tüp Bebek Merkezi

E-mail : info@ankaratupbebek.com.tr
  Telefon : (0312) 472 33 34
             

İnfertilite ve Stres Yönetimi

Hangi mekanizmaların kesin olarak rol oynadığı bilinmemekle birlikte, stres infertilite tedavisinde genelde bir engelleyici olarak kabul edilmektedir. Bu görüşü destekleyen birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Yakın zamanda yapılmış çalışmaların birinde, toplanan yumurta sayısından gebelik oranlarına, doğumdan bebeğin doğum ağırlığına kadar birçok evrede stresin etkileri olduğu ortaya konulmuştur. Işte bu nedenle, çağdaş tedavi uygulamalarında stresi azaltmaya ya da kontrol etmeye yönelik yaklaşımlar tedavinin bir parçası olarak yer almaya başlamıştır.

Stresi Farketmek

Stres yönetimi ile ilgili bir çalışma yapılacaksa, öncelikle stresi tanımak ve farketmek gerekir. Akut stres herkes tarafından kolaylıkla tanınabilirken, kronik stres genellikle gözden kaçar. Bunun en önemli nedeni, kronik strese maruz kalan kişinin bir süre sonra buna uyum göstermesi yani alışmasıdır. Dolayısı ile kişi streste olduğunu farketmez ama sürekli olarak açıklayamadığı bir sıkıntı ve yorgunluk ifade eder. Bu kişilerde stresin varlığını ve şiddetini doğru olarak saptamak üzere, standart bir “stres ölçeği” kullanmak uygun bir yaklaşımdır.

Bu stresin gerekçelerini anlamak zor değildir; kadın kendini eksik, şanssız, cezalandırılmış, haksızlığa uğramış, çaresiz, sorunlu ve zayıf hissedebilir. Ek olarak bir çok tedavi prosedürlerine ve ilaçlara maruz kalmış, maddi ve manevi büyük yüklerin altına girmiştir. Bütün bu bedellere karşılık aldığı tedavinin bir garantisi de yoktur ve tedavinin ilerleyen dönemleri de belirsizliklerle doludur. Bu durumda yoğun bir stres cevabının ortaya çıkması olağandır

Infertilite sorunu yaşayan kişiler diğer insanlara göre daha mı çok stres altındadır?

İnfertil kadınlar diğerlerinden daha mı streslidirler? Eğer öyle ise, onların bu stresi gebe kalmalarına engel olur mu? Bu durum gerçekten infertil kadının yardımcı üreme tekniklerinden yeterince yararlanmasına da engel olur mu? Ve rahatlama sağlanması cidden gebelik şansına bir katkı sağlar mı?

Bu sorulara cevap bulmak üzere birçok bilimsel çalışma yapılmıştır. Kısırlık nedeniyle infertilite kliniklerine başvuran kadınlarda son zamanlarda yapılan bir psikiyatrik değerlendirmede, kadınların % 40.2 sinde klinik seviyede anksiyete ve depresyon bulunmuştur. Bu rahatsızlıkların normal toplumda % 3 seviyesinde olduğu göz önüne alındığında, infertilite tedavisindeki kadınların ciddi ve çoğunun başa çıkamadıkları bir stres altında oldukları açıktır.

Stres ve Infertilite Tedavisinin Bırakılması

İnfertilite tedavisinin bırakılması, ya hastaya uzmanlar tarafından artık gebelik şansının bulunmadığı ve devam etmesinin artık anlamının olmadığının açıklanması nedeniyle ya da diğer önemli bir neden olan, hastanın maddi olanaklarıyla ilgilidir. İnfertilite tedavisinde İki-üç denemeden sonar maddi nedenlerle  tedaviyi bırakan hastaların oranı oldukça yüksektir ve bunlar sadece ekonomik ya da biyolojik nedenlerle açıklanabilen oranların üzerindedir.

Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalar bu konuda bir başka önemli gerçeği de gözler önüne sermiştir. İki-üç denemeden sonra tedaviyi bırakan hastaların oranı oldukça yüksektir ve bunlar sadece ekonomik ya da biyolojik nedenlerle açıklanabilen oranların üzerindedir. Yapılan bir çalışmada, üç deneme sonrasında tedaviyi bırakan hastaların oranı % 62 olarak bulunmuştur. Ekonomik nedenlerle bırakmalar ekarte edildiğinde, bunların sadece % 14 ünde uzman tavsiyesi ile tedavi bırakılmıştır. Hastaların önemli bir bölümü bırakma nedenlerini “psikolojik yük” ve “duygusal zorluklar” olarak ifade etmiştir. Yani stres, tedaviyi bırakmanın ana nedenidir.

Oysa ki yapılan kapsamlı araştırmalarda üç denemeden sonra tedaviyi kesmeyip devam edenlerde gebelik şansı, 4. denemede % 41’e, yine devam ederse 6. denemede % 60’a çıkmaktadır. Bu demektir ki birçok kadın sadece stres nedeniyle tedaviyi bırakıp gebelik şansını kullanmamaktadır.

Psikolojik destek almanın faydası var mı?

Eğer infertil kadınlarda stres daha düşük gebelik oranları ile ilişkili ise, stresi azaltmaya yönelik yapılan müdahaleler daha yüksek gebelik oranları ile sonuçlanmalıdır. Bugüne kadar yapılan çalışmaların çoğu psikolojik müdahalenin olumlu etkilerini göstermektedir. Yeni yapılan bir literatür metaanalizinde, grup yanında bireyin veya çiftin psikoterapisi anksiyete ve depresyon bulgularında hafifleme ile ilişkilidir. Ek olarak, psikolojik tedavi ile gebelik oranlarında artış olduğunu gösteren delillere rastlanmıştır.

Psikolojik müdahale, bireysel tedaviden stresle başetme programlarına kadar değişen pek çok şekilde olabilir. Akıl/Beden müdahalesinde gevşeme tekniklerinde eğitim, stresle baş etme stratejileri, ve hayat tarzında modifikasyonlar vardır. Bu psikolojik müdahalelerin yararlılığına dayanan veriler geleneksel birey veya çift görüşmelerinden daha çok stresle başetme yöntemlerine işaret etmektedir.

Stres Yönetiminin Hedefleri

Orta düzeyde bir stres, o kadar da kötü bir şey değildir. Bizi motive eder ve çoğu zaman işlerimizi görmede yardımcıdır. Ancak fazlalığı gündelik hayatımızı etkileyecek kadar bizi engelleyebilir. Tedavi görmeye başlayan çiftler bir çok tedavi prosedürlerine ve ilaçlara maruz kalarak, maddi ve manevi büyük yüklerin altına girmektedirler. Bütün bu bedellere karşılık aldığı tedavinin bir garantisi de yoktur ve tedavinin ilerleyen dönemleri de belirsizliklerle doludur. Bunlar zaten var olan stresi daha da beslerler. Işte tam da bu nedenle, bu dönemde müdahale önemli görünmektedir. Stres yönetiminin hedefi, stresi yok etmek değil, kişiyi stresin aşırılığından kurtarıp, kontrol edilebilir düzeye getirmektir.

Stresle Baş Etme Stratejileri

Tıbbi müdahaleler ile çeşitli farmakolojik ajanlar kullanarak stresi azaltmak mümkündür. Ancak stresörlerin sürekliliği karşısında ilaçların sürekli olarak kullanılamaması ve özellikle gebelik dönemlerinde bu tür ilaçlardan uzak durma önerileri tedavi etkinliğini sınırlandırmaktadır. Bu durumda ilaç-dışı yaklaşımlar daha büyük önem kazanmaktadır.

Psikolojik destek, bireysel, çift ya da grup terapisi biçiminde uygulanabilir. Bu uygulamalar davranışsal, bilişsel, duyusal, varoluşsal ve analitik psikoterapi yöntemlerini içerir. Bununla birlikte, davranışsal-bilişsel grup terapileri biçiminde tasarlanmış programlar bu kapsamda amaca daha uygun bulunmuştur.

Tüm bunların yanı sıra, aslında bir terapi yöntemi olmayan spor yapmak, meditasyona katılmak, günlük yaşamı düzenlemek ve hobilerle uğraşmak gibi yönelimler de stres üzerinde terapötik etkinliğe sahiptir. Bir terapiste bağlı olma zorunluluğunun olmaması, herkesin kendine uygun bir yöntemi seçebilme esnekliği ve seçeneklerin bolluğu bu yönelimin avantajlarını oluşturur.

Stresi düzeyi yüksek kişilere, stres kontrolü üzerinde etkinliği çalışmalarla desteklenmiş olan onlarca pratik öneri yapılabilir. Örneğin: Masaj yaptırmak, sauna ve duş yapmak, balık tutmak, dans etmek, güneş banyosu yapmak, yürüyüş yapmak, yeşile dokunmak, okumak, kucaklaşmak, müzik dinlemek ya da müzik aleti çalmak, aynaya bakıp kendiyle şakalaşmak, günlük tutmak, başkalarına nazik davranmak, evcil hayvan beslemek, hayır diyebilmeyi öğrenmek, zamanı planlamak… Tedavi alsın ya da almasın, stresi yüksek birinin bu ve buna benzer önerilerden birini ya da birkaçını mutlaka değerlendirmesi özendirilmelidir.

tüp bebek tüp bebek fiyatları tüp bebek merkezleri